11 Ocak 2014 Cumartesi

İçimde Bir Huzursuzluk Var Diyenler Rahatlar Belki :)

Gün içerisinde 2-3 kişiden duyarım, sağlamdır. Arada ben de söylerim. İçimde bir his var kesin kötü bir şeyler olacak fısıltısıyla medyum gibi gezinmek bir dışavurum herhalde.
Ya da hissiyat babında ne kadar gelişkin bir ruh olduğumuzu kanıtlamak istiyoruz etrafa.
‘Bak ben söylemiştim oldu işte’ demek bazen marifet gibi geliyor insana. 

İç huzursuzluğu, başlanan her işin ortasında derin bir nefes alıp iç geçirme şeklinde gösteriyor kendini. Çalan telefonlar siren sesi gibi gelmeye başlıyor, refleksler yükseliyor derken felakete hazır hale geliyor insan. Bekliyor yani bir şeyler olsun diye. Velhasıl-ı ne demiş büyükler akla gelen başa geliyor. Düşünce gücüyle sandalye yürütene şaşırmamak lazım, biz düşünce gücüyle şeytanın aklına gelmeyecek fenalıklar getiriyoruz başımıza. Başa gelebilecek felaketler hususunda yazdığımız senaryolar birer başyapıt. Apartman altlarında kafaya saksı ya da kiremit falan düşme ihtimali ile yürümek, sokakta kutlama yapılırken maganda kurşununa denk gelmemek için balkona, cama çıkmamak, yağmur yağarken şimşek çakar diye korkmak… Felaket doğal ya da insan eliyle olsun önemli değil; korkuyoruz. Çaresizlik dağın başında görünüp şehre doğru inen bulut gibi, yavaş ama kendinden emin ilerliyor. Bir teslimiyetsizlik kaplamış ki içimizi, kaygı denizlerinde yüzüp duruyoruz. Kaygı, çağın felaketi aslında. Nasıl öyle olmasın diyenler vardır; yaşamak kaygı, para kazanmak kaygı, ölmek bile kaygı. Oysaki kaygılansakta öleceğiz, kaygılanmasakta. 

Bazı sonuçlara müdahale şansımızın olmaması bir bakıma iyi bir şey. Böyle olunca sonucu başarısızlık saymıyoruz. Egosu incinmeyen insan daha mutlu. Egoyu incitmemenin ise tek bir yolu var; başarılı olduğunda okşamamak lazım onu. Başarıyı ve başarısızlığı, iyilik ve kötülüğü, yüksek bir yerden aşağıya bırakmadıkça kaygılar yük olmaya devam edecek. Biz hayatı korkarak yaşarken o kendi ritminde akıp gitmeye devam edecek. Şu sarsılmaz düzen için ne gerekiyorsa ‘o’ olacak.  

Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler! Demiş, Erzurumlu İbrahim Hakkı. Hayatı tümüyle boş vermek değil bu yazılanlardan kasıt, hayatın gerçek sahibine hayatı teslim etmek sadece.    

İçimde küçük bir huzursuzluk kaldı şimdi…

Yağmur yağarken, ulu bir ağaç bulup altında saklanmak istiyorum,  

Ayakkabılarım olmadan toprağa basmak istiyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder